Bassel van der Kolk’un ‘Beden Kayıt Tutar,’ isimli kitabında travma ve travmanın iyileşmesinden bahsediliyor, zaten kitabın adı da tam olarak böyle :)

Kitabın ikinci bölümünde, yapılan bir deneyden bahsediliyor. İki farklı deney grubu olarak kafes içinde tutulan köpekler var. İlk deney grubundaki köpeklere, kafesin içinde, sürekli olarak elektroşok uygulanıyor, diğer köpeklere ise uygulanmıyor. Kafes nihayet açıldığında ise ikinci deney grubundaki köpekler hızlıca özgürlüklerine kaçıyorlar, ancak, ilk deney grubunda elektroşok yiyen köpekler yerlerinden kıpırdamıyorlar. Yaşadıkları o kadar zulme ve acıya ragmen, acıyı çektikleri yerde kalmayı ‘seçiyorlar’!!! Dışarıda, özgürlük içerisinde, kendilerine farklı ve güzel bir yol bulabileceklerini hiç dusunmuyorlar.

Bu deneyi okuduktan…


Çağan Irmak filmlerini seviyor musunuz? Türk toplumuna dair gözlemlerini ve insan psikolojisini filmlerinde çok zarifçe işlemesi, beni çok etkiler. İzlediklerim arasında en sevdiğim filmlerden biri de ‘Unutursam Fısılda’. Filmde iki ana karakter var; bir tarafta cesur olup, hayatını yaşamayı secen Ayperi (Hatice), öbür tarafta ise adım atamayıp, öfkesine sımsıkı tutunan abla Hanife. Bu iki karakter ile ilgili analiz yazdım, sizlerle de paylaşmak istedim. İzlemeyenler içinde bu haftasonu tavsiyem olsun:)

Hatice (Ayperi): Farah Zeynep Abdullah’ın canlandırdığı Hatice’nin çok doğal bir isteği var, şarkı söylemek. …


Bir insan neden mantıgını kullanır, kalbinin sesini bastırır? Duyguların seni götürdüğü yolu tahmin edemezsin, oysa mantık öylemi? Sana çok güzel bir yol haritası çizer, çok tesadufe de yer bırakmaz. Sadece mantıgımızla kararlar verdiğimizde, korkan kalbimizi korumak adına iyi şeylerin de ihtimalini azalttığımızı çokça kez farketmeyiz.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
O dusledigimiz güzel seyler için herseyimizi vermeye hazırken, kendimizi daha büyük bir zindana hapsetmek neden?

Şimdi ben hep mantıgımı kullanırım asla duygusal kararlar vermem diyen kişilerin güçlülüğünün sadece toplumsal parametreler içerisinde oldugunu, 5 duyuya hitap ettigini, onlarında çokça insan ve hassas olduklarını, kalplerinin kırıldığını ve bir güven arayışında olduklarını daha iyi görüyorum. Hepimizin misafir olduğu bu dünyada, kendini sürekli tehlikeli bir arena’da hissetmek, cok zor olsa gerek. Bu ister eş seçimi, ister arkadas secimi, ister iş seçimi olsun…

Bu yazıyı da yine en sevdiğim bir romandan alıntı ile bitireyim, ‘’Kalbin var mı Thomas, hisseden bir kalbin?(Buddenbrooks)’

Sevgilerimle, Damla


Karantina ile beraber bende birebir İngiliz Edebiyatı derslerine basladım:) 18.YY’a ait okudugumuz ilk kitap ise Jane Austen’dan ‘Aşk ve Gurur’.

⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀

Kitabın ilk çağrışımı aşk üzerine olsa da, Austen’ın karakterler üzerinden toplumsal meselelere dokunması benim için hem etkileyici, hem çok şaşırtıcıydı.

⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀

Olive ile tartıştığımız konulardan bir taneside kadınların toplumdaki yeri. Öyleki, 18. YY’da İngiltere’de yasa çerçevesinde kadınlar erkeklerin mülk’ü sayılıyor. Öyle yasalar çıkarıyor ki, örneğin, gece 11’den sabah 6’ya kadar erkeklerin eşlerine şiddet uygulamaları yasaklanıyor, gerekçe olarakta komsuların bu sesten rahatsız olduğu öne sürülüyor. Yani sabah 6’dan gece 11’e kadar şiddet meşrulaştırılmış!? İnanabiliyor musunuz?

⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀

Birde kast sisteminde orta…


Geçtiğimiz günlerde Farah Zeynep Abdullah’ın bir paylaşımı önüme cıktı, sanıyorum özel hayatı ile ilgil yapılan yanlış yorumlardan ötürü bu paylaşımı yapmıstı ve artık devrin değiştiğine dair, kadınların erkeksiz de kendilerine yettiklerine dair bir açıklama yapıyordu. Benzer görüşü Harry Potter’ın Harmonie’si olarak tanıdığımız Emma Watson da paylaşıyor.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
Tabiiki kimse kimseye muhtaç degil, ama sevgi, aile bağı, kendini evde hissetmek, bunlar da temel ihtiyaclar degiller mi?

⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
Bireysel yaşamın daha ağır bastığı Batı toplumlarında kişilerin kendi doğrularını bulması ve kararlarını verebilmesi daha kolay olabiliyor. Geleneğe verilen önemin ağır bastığı Doğu toplumlarında ise kişilerin bireysel isteklerinin toplumsal gerceklerle bir uzlaşma sağlaması gerekebiliyor…


Sahip oldukların, sana sahip oluyor olmasın?

Yukarıdaki soru tanıdık geldi mi? Fight Club izlediyseniz anımsamanız cok normal :) Son aylarda Turkiye’den uzak kalmak, bana uzaktan gözlem yapma ve düşünme fırsatı verdi, günlük hayatta kolayca kullandığımız kavramlar uzerine düşünmeye basladım. Hem bireysel, hem toplumsal açıdan düşündüğüm kavramlardan bir tanesi de ‘aidiyet’ kavramı. Özellikle bazı doğu toplumlarında, içinde bulunduğu sosyo-ekonomik düzeye göre davranan tek tip insan modeli’nin, aidiyet duygusunu da sahip olduklarına indirgediğini dusunuyorum. ‘Modern’ olarak adlandırdığımız ve çokça betimlediğim gibi ekranlar arasında sıkıştığımız bu yüzyılda, işlerimiz, statülerimiz, ‘sahip’ olduğumuz eşyalar, giyindiğimiz, taktığımız takıştırdığımız kıyafetler ile akışkan bir aidiyet kavramı…


‘’Can Sıkıntısı, Monotonluk, Anlam ve Umut kaybı, hapishane hayatının insana dayattığı en korkutucu sıkıntılardır… Leonora’nın fiziksel olarak hayatta kalması sağlanıyordu, ancak zihinsel ve psikolojik olarak hayata nasıl tutunabilirdi? ‘(Pusch, L. F., Tochter Berühmter Maenner)’

Yukarıdaki satırlar, Danimarka kralının kızı Leonara Christina’nın 17.YY’da yaşadığı hapishane hayatına ithafen yazılmış.

Gonullu hapishane hayatı yaşadığımız, hepimizin dört duvar arasında hem gündüzünü hem gecesini geçirdiği bu günlerde, ‘şanslı’ olanlarımız, evlerimizde hayatımızı devam ettirebiliyoruz. Korona salgını ile beraber, 2009 krizinden beri zaten birtürlü toparlanamayan ekonominin tahtına yerleşen teknoloji devrimi, bizi ekranlara daha da sıkıştıracak, gonullu hapis hayatımız yeni bir gerçeklik olucak gibi geliyor bana. …

Damla Kaya

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store